Son senelerde neredeyse her köşede çoğalan futbol okulları, hatta eminim haberleri dahi olmayan PSG’sinden tut Manchester City’sine kadar futbol okulları…
Dışarıdan bakınca cıvıl cıvıl, spor yapan çocuklar, geleceğin yıldız adayları… Ne güzel değil mi? Keşke sadece bu kadar masum olsa.
Aslında bu hafta başka bir konu hakkında yazmayı planlamıştım; fakat bir ebeveyn ile sosyal medyada yazışmam benim bu haftaki yazı konumu değiştirmeme yol açtı. İyi de oldu aslında; çünkü konu gerçekten kritik ve birilerinin bunu anlatması gerekiyor.
Yeni gazeteci olsam da iyi bir gazeteci olma yolunun arı kovanına çomak sokmaktan, yanlış gördüklerimi söylemekten kaçınmayacak cesaret gerektirdiğinin de farkındayım.
Bugün, bazılarının hiç hoşuna gitmeyecek, belki de yazacaklarımı okurken yüzlerinin kızaracağı (tabii kalmışsa) bir konuya, futbolun kanayan yarasına parmak basmak istiyorum: Yeteneksiz çocuk üzerinden geçinme sanatı.
Ben de bu tozun toprağın içinden geldim, ben de antrenörlük yaptım. Benim hocalık düsturumda basit bir kural vardı: Bir çocuğun futbola yeteneği yoksa, ailesini kenara çeker, “Bu çocuğu zorlamayın, futbolda kumaşı yok ama belki müthiş bir yüzücü, belki harika bir müzisyen olur. Onu başka alana yönlendirin” derdim.
Neden mi? Çünkü çocuğun vaktini, ailenin parasını, en önemlisi de o minik yüreğin umudunu çalmak günahtır.
Ama bugün bakıyorum, işler değişmiş. Futbol okulları birer “eğitim yuvası” olmaktan çıkıp, bacasız sanayiye, ticarethaneye dönüşmüş. Antrenör bakıyor çocuğa; topa vuruşundan, koşuşundan, algısından belli ki bu çocuktan futbolcu olmaz.
Futbol başka bir şeydir, yetenek doğuştan gelir. Çalışmak o yeteneği parlatır, yukarı taşır ama olmayan yeteneği var edemez. Sınır bellidir. Bunu o hoca da bal gibi biliyor.
Peki ne yapıyor?
Sırf ay sonu gelecek o “aidat” kesilmesin diye susuyor. Hatta “Aslanım, kaplanım, çok gelişti, seneye hazır” diyerek ailenin gazını alıyor. Bu yapılan düpedüz sahtekarlıktır. Sırf kasanıza girecek üç kuruş için, o çocuğun hayatından, belki de gerçekten başarılı olacağı başka bir alandan çalıyorsunuz. O çocuk sahada ezildikçe, yapamadığını gördükçe özgüvenini kaybediyor, farkında değilsiniz!
Gelelim madalyonun diğer yüzüne: Ebeveynler…
Kendi gençliğinde gerçekleştiremediği hayalleri, çocuklarının sırtına yükleyen babalar… Çocuğunuz bir proje değildir! Çocuğunuz sizin yarım kalmış hikayenizi tamamlamak zorunda olan bir figüran değildir.
Çocuğunuz futbolu sevmiyor olabilir, daha da önemlisi yeteneği olmayabilir. Bunu kabullenmek bir yenilgi değildir. Asıl yenilgi, sırf sizin futbol sevdanız yüzünden, çocuğu yeteneksiz olduğu bir alanda ısrarla tutup, asıl parlayacağı yeteneğinden mahrum bırakmaktır. Zorla güzellik olmaz, zorla futbolcu hiç olmaz.
Sözün özü: Futbol okulu işleten hocalarıma sesleniyorum: Vicdanınızı cüzdanınızın önüne koyun. O çocuktan futbolcu olmayacağını gördüğünüz an, aileyi dürüstçe uyarın. O bir aylık aidatı kaybedersiniz belki ama, bir çocuğun geleceğini kurtarırsınız.
Unutmayın; bir çocuğa yapılabilecek en büyük kötülük, ona asla gerçekleşmeyecek bir hayali satmaktır.